the wall

acı çektin ve kabuğuna çekildin. yıprandın yoruldun.. duvar ördün kocaman, o duvar beni koruyacak sandın. başkalarından, sana zarar vermişlerden, yalan söylemişlerden koruyacağını sandın. o duvarı bana da ördün. bana. bana? bana da mı?

''sevgi duvarı'' sandım ben onu. dışının yarısını pembeye boyadım. geri kalanını kalbe giden kan kırmızısına. aralara biraz bal attırdım. biraz fındık rengi. biraz peynir beyazı. en güzellerinden.

işedim bitanem ben o duvarına. önüne sıçtım çaktırmadan.

bekle dedin kapı yaptırıyorum o duvara ve kabuğumdan çıkıp tekrar hazır olduğumda o kapıya parmak basarak girilen teknolojinin son ürünü güvenlik ekipmanları kuracağım dedin. bekledim.. o kapıya benim değilde bir başkasının parmağını tanıtacağının içimi nasıl kemirdiğini bilmediğin kadar bekledim. senin bir gün başka biriyle olduğunu bu gözlerin tekrar görebileceği ihtimalini bile bile bekledim. belki bu sefer doğru olanı yapabilme ihtimalini bekledim. dönmeni.. bir yanın jikan bir yanının boş ver pezevengi dediğini bile bile bekledim. ve serbest bıraktım seni. bi' kuş kadar serbest. kimsenin seni bırakmadığı kadar. ve bekledim o sevgi duvarı'nın önünde. sen o duvarı yıkıp başkasını aldığın zaman ben gelip o duvarın enkazından sağlam kalan taşlarla yeni bir duvar öreceğim kendime.

ağlama duvarı.

0 yorum:

Yorum Gönder

kamera stop..!

''yalnızlığıma kapalı gişeyim..!''

İzleyiciler

About Me

kim istemez mutlu olmayı.. mutsuzluğa da var mısın?

arşiv